KASIM 18 2007 tarihli blog derki,bir X var.Birçok Y'den daha..
İşte cevap;
Önemli kumandanlarindan Arnaud Largillierre'in yazlik satosunda yasayan Deep,kolunda "vino" (şarap)yazan dövmesiyle,yudumlar şarabını Fransa'da ...Yanında asla evlenmeyeceği ama bağlılığını en güzel şekilde gösterdiği Fransız şarkıcı Vanessa Paradis'le...Gençlik aşkı Winona Ryder'ın "Winona"dövmesini sildirmek yerine dövmeyi Vino-Şaraba dönüştürmüştür.Özellikle Jack Sparrow oldu olalı çok çok paralar kazanmış,ama L.A.'de Hollywood'da değil de Fransa'da yaşar.En büyük sebebi ise kopamadığı sigarasıdır.Özgürlükler ülkesinde rahat rahat sigara içememektense,dünyanın en çok sigara içilen ,tarihiyle kendini kucaklayabileceği Avrupa kültürünü-Fransa'yı tercih eder.
Taşıdığı kızılderili soyu ayrı bir mistik hava katar yüzüne,ama onun yüzü her filmde farklıdır.Genç kızların idolu olmayı reddetmiş,yanıbaşımızda bizimle büyüyen, "oha" dedirten,"hüngür"deten filmlerle arkadaşımız gibi olmuştur.
Nicholas Cage genç kendi halinde bir gitaristle monopoly oynarken ;"sen mutlaka bir filmde oynamalısın "demiştir,ne iyi etmiştir.
Tim Burton'la ölümcül bir anlaşma imzalayarak,gelmiş geçmiş en güzel filmlere birlikte hayat katmışlardır.
Ed Woodla gelmiş geçmiş en kötü yönetmeni kadın kıyafetleriyle,Edward Scissorhandsle dünyanın en acıklı bakışlarıyla,Karayip Korsanların'da gelmiş geçmiş en başarılı karakter yaratımıyla,kendisini görmesek de Tim Burton imzalı bir çok animasyonda sesiyle,hayatımıza girmiştir.
Secret Window ,Sleepy Hollow,From Hell ile gerim gerim germiş,Charlie's Chocolate Factory ile eğlendirmiş,Finding Neverland ile ilham vermiş...bu rehbere sığmayacak kadar işe,filme el atmış,ucundan bulaştığı herşeyde de harikalar yaratmıştır.
En güzeli bunu yaparken hiç bir zaman yaptığı işi küçük görmememiş,ama kendisine büyük gelen gömlekleri giymemiştir..Bambaşka giyinir,bambaşka yaşar,bambaşka düşünür...
Oscar törenlerinde tek düşündüğü dışarı çıkıp ,biran önce sigara içebilmektir.Oscar'ı önemsemez.Zaten kendisi Oscar'dan çok daha büyül ödüllere layıktır.Kaldı ki öyle bir ödül yoktur....
Otostopçunun galaksi rehberini açıp,babil balığını sorgularsanız ,ekrandan muhtemelen şu bilgiyi verecektir:
"küçük ve sarı renkli olup,sülüğü andırır ve büyük olasılıkla evrendeki en garip şeydir.taşıyıcısından değil,onun çevresinden aldığı beyin dalgası enerjisiyle beslenir.besinini sağlamak için bu beyin dalgası enerjisinden bütün bilinçaltı zihinsel frekanslarını emer.sonra taşıyıcısının zihnine ,bilinçaltı düşünce frekansıyla,beynin onları üreten konuşma merkezlerinden alınan sinir sinyallerinin bir karışımından oluşan telepatik bir matriks atar.
Bütün bunların pratik sonucu şudur.kulağınıza bir babil balığı soktuğunuzda herhangi bir dilde söylenen herşeyi anında anlarsınız.aslında duydugunuz konuşma şablonları ,babil balığı tarafından beyninize aktarılan beyin dalgası matriksini çözümler."
Ama bu blog otostopcunun hayat rehberi olduğuna göre,hayatımızda babil balığı-babelfish'i pratik olarak nasıl kullanacağımızı göstermeli...İnternette girdiğimiz rusça,çince,aklınıza gelebilecek her dilde sayfayı anlayabileceğiniz dilde görüntülemek ister misiniz?Gerçekten muhteşem bir sayfa ...Hiç bir program indirmeden sadece istediğiniz dilde görüntlenmesini istediğiniz web sayfasının linkini yazıp,gerisini babelfish'e bırakıyorsunuz.
Herkes olmasa da bazılarınızın masalın sonunu merak ettiğini düşünüyorum.
Ama talihsiz bir olay sonucu masalın sonunu benden değil ;ancak kitaptan öğrenebileceksiniz...
Taşınırken içinde lenslerim,en sevdiğim "picamalarım",en güzel kokan kremim,en sevgili mousepadim,çok sevdiğim Placebo- "Live in Paris" DVD'im ve M.Mungan'ın kitabının da olduğu kutucuk kayboldu.
Tüm araştırmalarım sonuçsuz kaldı,ve maalesef masalın sonunu yazamıyorum.
Gelecek hafta tam da bugün yepyeni bir başlangıç için; yeşil ve mavinin orta yerinde sonsuz mutluluk için "evet" diyeceğim...Sol elimde "yüzük parmağımda" bir halka olacak.Bu halka aslında çoğu insana bir kelepçe gibi gelir ,bağlılığı hatırlattığı için.Hatta yüzüğüyle çok sık oynayanların bilinçaltında evliliğinden kurtulma çabasını olduğunu söylerler.
Ama ...Çoğumuz unutmuş olsak da bu yüzük çok şeyi ifade eder.Sadece görüntü değil.Çok daha derin...
Evlilik yüzüğünün tarihi Eski Mısır'a dayanır.Eski Mısırlıların insan anatomisinde ne kadar ileri bilgiye sahip olduklarını hatırlatmaya gerek yok sanırım.Bu bilgileri sayesinde evlenenlerin bugünkü adıyla "yüzük parmağı"na halkaları takması da tesadüf değil .Çünkü sol yüzük parmağıyla kalp arasında bir damar var.Ve anotomik olarak incelendiğin de hiç bir fonksiyonu yok.O yüzden kalben bağlılığı simgelemeye uygun görülmüş.Yuvarlak halka şeklinde olması sadece parmağa uygunluğunu değil "0"sonsuzluğuda simgeliyor.Başlangıcı ve bitişi olmayan bir daire sol parmaktan kalbe bağlanan fonksiyonsuz damarla simgeleştirilmiş.Harika!
Ama...İnsan vücudunda fonksiyonsuz bir şey olması ne kadar uygun olabilir ki?Bu kadar mükemmel tasarlanmış bir mekanizmada eksik ya da fazlalık olabilir mi?Tıp ilerledikçe bu damarın aslında bir fonksiyonu olduğu anlaşılıyor.Çünlü o damar vücudun stepnesi...Bir çok ameliyatta hayatımızı kurtarmak için tasarlanmış yedek parçamız...
Yeni hayatım başladığında M.Mungan'nın masalıyla devam edeceğim.O zamana kadar yanınıza havlu almadan yola çıkmayın!!!!!
Rehberde kısa bir süreliğine yeni entry görülmeyecektir.Çünkü rehberin yazarı gelecek ayın en kötü ihtimalle ortalarına kadar teknolojiden uzak kalacaktır.
Bir önceki yazıdaki hikayeyi merak edenler ; bu süreyi sabırla beklemekte,ya da M.Mungan'ın kitabından bir tane edinip hem hikayenin sonunu öğrenmekte hem de diğer güzel hikayeleri okumakta özgürdür.
Murathan Mungan'ı kendi gönlümde kelimelerin efendisi mertebesine yükselttiğim kitabı;
"Üç Aynalı Kırk Oda"...
Üç hikaye,3 karakter var kitapta.Amerikalı Alice,İstanbullu Aliye ve Doğulu Ali.
Hepsinin hikayesi masalsı,masal içinde masal...
İstanbullu Aliye'nin hikayesi "Aynalı Pastahane"'den; hikayenin diğer kahramanı Muştik'den bir masal...
"Mevsimlerin çok çabuk ,çok hızlı geçtiği,meleklerin soğuk deniz şarkıları söylediği kuzeyde,gri ve uzak bir ülke varmış bir zamanlar...
İnsanlar,renkten,ışıktan,sürprizlerden ve mucizelerden yoksun,kuru hayatlar yaşarlarmış.Herkesin hayatı ,olağanüstü sıkıcı,iç karartıcı,bunaltıcıymış.Bu yüzden insanlar ancak kendilerine masallar satın alarak sürdürebiliyorlarmış yaşamlarını.
Kimi masallarsa kiralıkmış,bazı yerler elden düşme masallar satıyormuş.Parası olanlar,pahalı ve yeni masallar alırken,yoksullar,çogu kez rehin karşılığı kullanılmış masallar kiralayabiliyorlarmış ancak.Bazı insanlar taşıyamayacakları masalların altında kalarak heba olup gidiyorlarmış.Çok onarılmış masallar,yırtık sökük yerleri onarıldıktan sonra,yeniden kullanılır hale getirilen masallar,dayanıklı masallarmış.Masallarda kaybolmaktan korkanlar için en uygun masallar bunlarmış.
Şehrin biraz dışında ,kırların başladığı yıkık surların eteklerinde,her mevsim kirli ve karanlık bir su gibi akan kanala yakın bir yerde,üç kanatlı kapısından güçlükle girilen eski köhne bir tabelada "kiralık masallar"yazıyormuş.o yöredeki herkes masallarını burdan alırmış aslında;en iyi ,en güzel ,en dayanıklı masallar burada bulunurmuş.Bu binanın bir de yaşsız bekçisi varmış.Adını kimse bilmezmiş.Bilenlerde zamanla unutmuş zaten.Ondan söz açmak için "masal bekçisi "demk yeterliymiş.
Masal Bekçisi ,kimseleri sokmazmış masal evine.O şehirde herşeyin bir evi varmış."oyun evi" "hatıra evi" "rüya evi" gibi...yoksullar ve kimsesizler ,yalvara yakara masal bekçisi!nin vicdanına seslenerek,elden düşme bir masal parçasına sahip olmaya çalışsalar da massal bekçisi çok katı ve ödün vermez biriymiş.bir ölü kadar kayıtsız bir yüzle kapının önünde durur,buz gibi bakışlarla karşılıksız kalırmış bu istekleri.Acıma duygusundan bu kadar yoksun oluşunu eleştirenlere,başını beklediğim masalların bana sızmalarına izin verseydim,bunca yıl sürdürebilir miydim bu işi,dermiş.
geceleri kanal boyu gezerek,uykusuzluk çeken A'ya acımış bir tek.o güne kadar yüzlerce insan ona yakarmışken,bir tek ona acımış.niye?diye sorma böyle şeylerin açıklaması yokturçhayat herşeyi gerçeklendiremez,masallar niye gerçeklendirsin ki?hayatın bir planı yoktur.varsa da bizim hayatlarımızı aşan bir plan olmalı bu ,akıl erdiremeyiz,boş yere zaman yitirmeyelim.
a'nın uzun ve karanlık gecelerini kanal boyunda geçirmesi,o kirli karanlık sulara iç geçirerek bakması,hiç bir şey soylemeksizin dalgın gözlerle Masal evi'nin çevresinde mahzun mahzun dolaşması,nedense masal bekçisi'nin içinde bir yerlere dokunmuş.bir gece onu masal evine davet ederek ne isitediğini sormuş.
a,diğerleri gibi bildik masallar peşinde değilmiş.çok yalın bir sorunun cevabını bulabileceği tek bir masal istiyormuş.
kimsenin "hayır"diyemeyecedği biri olmak mümkün müdür diye sormuş a.
hayır demiş masal bekçisi.
dünyanın en güzeli olsan bile mi?
evet,dünyanın en güzeli olsan bile.kaldı ki dünyanın en güzeli diye bir şey yoktur.
ama dünyanın en güzeline kim hayır diyebilir?diye ısrar etmiş a.
her zaman biri vardır demiş masal bekçisi.hayatta bu yüzden hayattır.bu hesap edilemeyen"hayırlar" yüzünden.
ben hep kimsenin hayır diyemeyeceği biri olmak istedim demiş a.
o zaman gir de gör demiş masal bekçisi.onu bir masalın içine almış.ama önceden bütün gerekli uyarılarda bulunmuş.
bak dikkatli ol,masalı kendin istedin,ama günün birinde masalın içinde kilitli kalabilirsin.gerçi bu tehlike bütün masallar için vardır,ama bu gibi masallarda daha çoktur.benim de canım cok sıkılıyor burda,basında beklediğim onca masal yordu beni.bende seninle birlikte geleceğim.masalın içinde her seferinde başka kimlikle karşına çıkacağım.yazgı dönümlerinde sana içeceğini yiyeceğini hep ben vereceğim.işte o zamanlarda değişeceksin.masalında teklediğin zamanlarda karşına çıkacagım.bütün yapacagın tam zamanında masalını
terketmektir.yoksa kilitli kalırsın hem de yapayalnız.günün birinde ortadan yok olursam bilki ölmüşümdir.hadi şimdi al şu üzümlü keki ve limonatayı da masala başlayalım.
a,ilkin üzümlü kekten koca bir lokma ısırmış,ardından içinde bir nane dalı yüzen zencefilli limonatasını içmiş ve birdenbire kendini bir masalın içinde bulmuş.
masalını ikliminden tanımış.
ansızın kalabalık bir akşamüstü barında,yeni bir bedende,harika bir kadın olarak bir mucize gibi belirmiş.girdiği her yeri fetheden o meşum rüya güzellerinden biri olarak ansızın çıkıvermiş ortaya.herkesin soluğu kesilmiş onu görünce,herkes dönüpihayranlık ve arzu dolu bakışlarla bakıyor,gözlerini bir türlü alamıyormuş ondan,böylece,kendini ilkin başkalarının gözlerinde görmüş,nasıl biri haline geldiğini çok merak etmiş ve herkesten sonra görmüş kendini.ayna olmadan insanın kendisini tanıyamayacagını dehşetle farketmiş.sonunda kalabalığı yararak ilerlediği barın aynasına vuran yansısını görünce,soluğu kesilmiş,ne zamandır hayalini kurdugu ancak masallarda rastlanan,güzelliği zamanlara yayılan kadınlardan biri olarak,aynada
kendi karşısında öylece duruyor,kurban farkı tanımayan öldüren bakışlarla bakıyormuş.herkes çevresini sarmış,erkekler unutulmaz aşk filmlerindeki gibi,sigarasını yakmak için çakmak yarıştırıyor,herkes ona iltifatlat ediyormuş.hepsi de çok yakışıklı ve çekici erkeklermiş.a içlerinde bir türlü hangisini seçebileceğine karar veremiyormuş.kendi masalım başımı döndürdü heralde ondan böyleyim , diye geçiriyormuş içinden. kısa bir süre sonra,onların ilgilerinden,varlıklarından sıkılır olmaya başlamış.
bir akşam barın uzak köşesinde,ışığı kıt dip masalardan birinde oturan ve diğerlerinin tersine,ona hiç ilgi göstermeyen genç bir adam dikkatini çekmiş.adamın yanına sokulmuş,güzelliğinin verdiği cüret ve küstahlıkla,adamın yüzüne sigarasından kalın bir duman üfleyip,buğulu bakışlarla süzdükten sonra,neden benimle ilgilenmiyorsunuz?diye sormuş.genç adam gülümsemiş ,o kadar güzel gülümsemiş ki.a,hem bu gülümseyişle sevdalanabileceğini hem de reddedildiğini anlamış.yoksa kadınlardan hoşlanmıyor musunuz?demiş a kışkırtmak
için adamı.aynı yumuşak gülümseyişle hayır demiş genç adam.kadınlardan hoşlanıyorum,hem de çok.bakın burda herkes peşimde pervane oluyor,siz niye böyle kayıtsızsınız?yoksa benim ilgimi çekmek için mi böyle yapıyorsunuz?eğer öyle ise,yani,bu bir taktikse,başardınız demektir.bakın yanınızdayım ve ben sizin ayağınıza gelmiş oldum.
hayır bu bir taktik filan değil,yalnızca ilgilimi çekmiyorsunuz demiş genç adam.yoksa beni yeterince genç ve güzel bulmuyormusunuz?diye büyüyen bir hayretle sormuş a.tersine çok güzel ve genç bir kadınsınız.bütün erkeklerin ilgisini çekmeniz normal.peki öyleyse sizin neden ilginizi çekmiyorum?diye ısrar etmiş a.yanıtı çok basit demiş,genç adam.genç ve güzelsiniz.benim içinde sorun bu ya.kusursuzsunuz.ama ben kusurlu güzellikten
hoşlanıyorum.ben yirmibeş yaşındayım,ama kırk yaşın üzerinde hafif tombuk kadınlardan hoşlanıyorum.onlar için deli olurum demiş.a ilkin şaşırmış ,genç adamın gözlerine bakmış,ve ciddi olduğunu görmüş.
masal bekçisi'nin daha masalın başında ne demek istediğini kendisine kavratmakta aceleci davrandığını düşünmüş,ama peşinden koşan erkekleri değil,bu adamı istiyormuş.ancak bir masalla edindiği kusursuz güzelliğin kendisiyle bu adam arasında bir engel olduğunu görmüş.ne pahasına olursa bu adamı istiyormuş.o an herşeyden vazgeçip,sevdiği adamın istediği gibi biri olmaya karar vermiş.bunun üzerinde barmenle göz göze gelmiş,barmeni hemen gözlerinden
tanımış,masal bekçisiymiş .bana hemen özel bir içecek verin diye imada bulunmuş barmene.serin içkiden bir yudum aldıktan sonra kendini yepyeni bir bedende bulmuş.görünüşünde arzu uyandırmaktan çok ,acıma uyandıran hazin bir
görüntüsü varmış.üzerinde soluk renkli,geniş yakalı,mercan düğmeli,eski moda bir giysi varmış. altın suyuna batırılmış iri tokalı kemeri,göbeğini iyice ortaya çıkarıyormuş.kısa bacaklarından ötürü,bar taburesinin madeni ayaklığına yetişmekte zorlandığı ayaklrındaki,tabanı mantarlı,ucu açık çapraz atkılı,pek rüküş kaçmakla kalmıyor tombul parmaklarına gizlenmiş böcek gözleri gibi bakan nar çiçeği rengi ojelenmiş ayak tırnaklarına korkunç bir hava veriyormuş.bara oturmaktan çok,tünemiş gibi bir hali varmış.
ama gene de az sonra,onu fark eden genç adam,oturduğu uzak köşeden kalkarak yanına gelmiş.a'nın keyfi yerine gelmiş.o güzel gülümseyişin yanısıra yumuşacık gözlerle bakan ,çok hoş,çok tatlı bir adammış.onunla güzel vakit geçirip çok mutlu olabileceğini şimdiden hissediyormuş.yalnız, bardan çıkarken diğer adamların ilgisinin eksikliğini duymaktan
kendini alamamış.yetmiyormuş gibi,genç yakışıklı genç bir adamlaikırk yaşını geçmiş hafif tombul bir kadının beraberliğini hazin bulduğunu gizlemeyen gözlerden de payını almış.kendini aşağılanmış hissetmiş."
Ölüm bundan tam yediyüzmilyar yıl önce ortaya çıktı.Çünkü o zamana kadar dörtmilyar yıldır hayat tek hücreliydi...
Tek hücrelilik ölümsüzlük demektir.Çünkü bir tek hücreli aynı biçimde sonsuza kadar çoğalabilir.
Günlerden bir gün iki hücre karşılaştı,birlikte işlemeye başladılar...
İşbölümü sonrasında hücreler arası uzmanlaşma arttı.Uzmanlaşma artınca da kırılganlık arttı ve ölüm böyle doğdu.
İnsan vücudunda da herşey uzmanlaşmıştır.Her şey ölümlüdür.Türler arasında dengenin sağlanması için ölüm şarttır.Çok hücreli ölümsüz olsaydı,tüm sorunlarını çözecek kadar uzmanlaşmaya devam edecekti ve diğer tüm yaşam biçimlerini tehdit eder hale gelecekti!
Kanserli bir akciğer hücresi,diğer hücrelerin buna gerek olmadığını söylemelerine rağmen buna kulak asmaz.Kanserli hücre sürekli olarak akciğer parçaları üretir.Aklı fikri ölümsüzlüğe kavuşmaktır.Ötekilere kulak asmadan sürekli ürer ve çılgın arayışında etrafında ne varsa öldürür...
Kanon tek bir konuyu her düzlemde çekiştire duruken füg ise onu geliştirmenin bir tekniğidir.
J.Bach 'ın eseri Müzikal Sunu(Musikalisches Opfer) en güzel füg mimarilerinden biridir.
Bir çok füg gibi do minör ile başlayıp re minör ile sona erer,en dikkatli dinleyici bile bu dönüşümün gerçekleştiği o anı yakalayamaz.
Füg Sanatı eserinde biz ölümlülere,bu sadelikten karmaşaya yönelen tekniği açıklamak istediyse de sağlığı buna el vermedi.(Nerdeyse kördü)Dolayısıyla bu füg tamamlanamadı.
Ama işin ilginç yanı Bach zaten bu eserinde ölümsüzleşti.
Sansür eskiden özellikle iktidar sahipleri tarafından uygulanan,yıkıcı güçte olabilecek düşüncelere yönelik eylem ve yayımlar için uygulanırdı.
Oysa ki günümüzde böyle bir uygulumaya hiç mi hiç gerek yoktur.
Zaten artık kimse arkası kesilmeyen bir bilgi yığını içinde doğru bilgiyi nerde bulabileceğini bilmiyor.Birbirinin aynı müzikler,binlerce yeni kitap.Birbirinin aynı yavan bir sürü veri,özgün yaratıyı engelliyor.
Siyahın içinde beyaz yok artık.Ya da beyazın içinde siyah.Herşey gri tonlarda ilerliyor.Zaten eleştirmenler dahil kimsenin her şeyi görecek,her şeyi dinleyecek vakti yok.
Televizyon kanalları,radyolar,gazeteler,medyatik araçlar arttıkça ,yaratılıcıkta çeşitlilik azalıyor.
Eski sistem der ki:Sistemi tartışma konusu yapabilecek "özgün"şeyler ortaya çıkmamalıdır.
Ocak 6, 2008
X-MAN
KASIM 18 2007 tarihli blog derki,bir X var.Birçok Y'den daha..
İşte cevap;
Önemli kumandanlarindan Arnaud Largillierre'in yazlik satosunda yasayan Deep,kolunda "vino" (şarap)yazan dövmesiyle,yudumlar şarabını Fransa'da ...Yanında asla evlenmeyeceği ama bağlılığını en güzel şekilde gösterdiği Fransız şarkıcı Vanessa Paradis'le...Gençlik aşkı Winona Ryder'ın "Winona"dövmesini sildirmek yerine dövmeyi Vino-Şaraba dönüştürmüştür.Özellikle Jack Sparrow oldu olalı çok çok paralar kazanmış,ama L.A.'de Hollywood'da değil de Fransa'da yaşar.En büyük sebebi ise kopamadığı sigarasıdır.Özgürlükler ülkesinde rahat rahat sigara içememektense,dünyanın en çok sigara içilen ,tarihiyle kendini kucaklayabileceği Avrupa kültürünü-Fransa'yı tercih eder.
Taşıdığı kızılderili soyu ayrı bir mistik hava katar yüzüne,ama onun yüzü her filmde farklıdır.Genç kızların idolu olmayı reddetmiş,yanıbaşımızda bizimle büyüyen, "oha" dedirten,"hüngür"deten filmlerle arkadaşımız gibi olmuştur.
Nicholas Cage genç kendi halinde bir gitaristle monopoly oynarken ;"sen mutlaka bir filmde oynamalısın "demiştir,ne iyi etmiştir.
Tim Burton'la ölümcül bir anlaşma imzalayarak,gelmiş geçmiş en güzel filmlere birlikte hayat katmışlardır.
Ed Woodla gelmiş geçmiş en kötü yönetmeni kadın kıyafetleriyle,Edward Scissorhandsle dünyanın en acıklı bakışlarıyla,Karayip Korsanların'da gelmiş geçmiş en başarılı karakter yaratımıyla,kendisini görmesek de Tim Burton imzalı bir çok animasyonda sesiyle,hayatımıza girmiştir.
Secret Window ,Sleepy Hollow,From Hell ile gerim gerim germiş,Charlie's Chocolate Factory ile eğlendirmiş,Finding Neverland ile ilham vermiş...bu rehbere sığmayacak kadar işe,filme el atmış,ucundan bulaştığı herşeyde de harikalar yaratmıştır.
En güzeli bunu yaparken hiç bir zaman yaptığı işi küçük görmememiş,ama kendisine büyük gelen gömlekleri giymemiştir..Bambaşka giyinir,bambaşka yaşar,bambaşka düşünür...
Oscar törenlerinde tek düşündüğü dışarı çıkıp ,biran önce sigara içebilmektir.Oscar'ı önemsemez.Zaten kendisi Oscar'dan çok daha büyül ödüllere layıktır.Kaldı ki öyle bir ödül yoktur....
Kasım 18, 2007
Babelfish ya da Babil Balığı!!!
"küçük ve sarı renkli olup,sülüğü andırır ve büyük olasılıkla evrendeki en garip şeydir.taşıyıcısından değil,onun çevresinden aldığı beyin dalgası enerjisiyle beslenir.besinini sağlamak için bu beyin dalgası enerjisinden bütün bilinçaltı zihinsel frekanslarını emer.sonra taşıyıcısının zihnine ,bilinçaltı düşünce frekansıyla,beynin onları üreten konuşma merkezlerinden alınan sinir sinyallerinin bir karışımından oluşan telepatik bir matriks atar.
Bütün bunların pratik sonucu şudur.kulağınıza bir babil balığı soktuğunuzda herhangi bir dilde söylenen herşeyi anında anlarsınız.aslında duydugunuz konuşma şablonları ,babil balığı tarafından beyninize aktarılan beyin dalgası matriksini çözümler."
Ama bu blog otostopcunun hayat rehberi olduğuna göre,hayatımızda babil balığı-babelfish'i pratik olarak nasıl kullanacağımızı göstermeli...İnternette girdiğimiz rusça,çince,aklınıza gelebilecek her dilde sayfayı anlayabileceğiniz dilde görüntülemek ister misiniz?Gerçekten muhteşem bir sayfa ...Hiç bir program indirmeden sadece istediğiniz dilde görüntlenmesini istediğiniz web sayfasının linkini yazıp,gerisini babelfish'e bırakıyorsunuz.
Kasım 18, 2007
Kim?
BIR AKTOR;
yakışıklı olabilir ...
karizmatik olabilir ...
çekici olabilir ...
iyi bir oyuncu olabilir, soluksuz izlenebilir...
her filmini izlerim, asla kaçırmam diyebilirsin..
anti-kahraman olabilir, bambaşka bir tarafı vardır.
"her rolü oynayabilir pekala" diyebilirsin...
bazı filmlerdeki bazı rollerle zihnine kazınabilir...
şeytani bir tarafı vardır, izleyeni uçurur...
Ama bir aktor bunların hepsi birden olursa adı XXXXXXXXXXX olur.
Gerçekten kim olabilir?Var mı böyle bir aktör?
Yorumlarınızı bekliyorum...
Ekim 28, 2007
Özür Dilerim!Masalın Sonu Yok!
Herkes olmasa da bazılarınızın masalın sonunu merak ettiğini düşünüyorum.
Ama talihsiz bir olay sonucu masalın sonunu benden değil ;ancak kitaptan öğrenebileceksiniz...
Taşınırken içinde lenslerim,en sevdiğim "picamalarım",en güzel kokan kremim,en sevgili mousepadim,çok sevdiğim Placebo- "Live in Paris" DVD'im ve M.Mungan'ın kitabının da olduğu kutucuk kayboldu.
Tüm araştırmalarım sonuçsuz kaldı,ve maalesef masalın sonunu yazamıyorum.
Özür Dilerim...
Ekim 13, 2007
Yüzük!
Gelecek hafta tam da bugün yepyeni bir başlangıç için; yeşil ve mavinin orta yerinde sonsuz mutluluk için "evet" diyeceğim...Sol elimde "yüzük parmağımda" bir halka olacak.Bu halka aslında çoğu insana bir kelepçe gibi gelir ,bağlılığı hatırlattığı için.Hatta yüzüğüyle çok sık oynayanların bilinçaltında evliliğinden kurtulma çabasını olduğunu söylerler.
Ama ...Çoğumuz unutmuş olsak da bu yüzük çok şeyi ifade eder.Sadece görüntü değil.Çok daha derin...
Evlilik yüzüğünün tarihi Eski Mısır'a dayanır.Eski Mısırlıların insan anatomisinde ne kadar ileri bilgiye sahip olduklarını hatırlatmaya gerek yok sanırım.Bu bilgileri sayesinde evlenenlerin bugünkü adıyla "yüzük parmağı"na halkaları takması da tesadüf değil .Çünkü sol yüzük parmağıyla kalp arasında bir damar var.Ve anotomik olarak incelendiğin de hiç bir fonksiyonu yok.O yüzden kalben bağlılığı simgelemeye uygun görülmüş.Yuvarlak halka şeklinde olması sadece parmağa uygunluğunu değil "0"sonsuzluğuda simgeliyor.Başlangıcı ve bitişi olmayan bir daire sol parmaktan kalbe bağlanan fonksiyonsuz damarla simgeleştirilmiş.Harika!
Ama...İnsan vücudunda fonksiyonsuz bir şey olması ne kadar uygun olabilir ki?Bu kadar mükemmel tasarlanmış bir mekanizmada eksik ya da fazlalık olabilir mi?Tıp ilerledikçe bu damarın aslında bir fonksiyonu olduğu anlaşılıyor.Çünlü o damar vücudun stepnesi...Bir çok ameliyatta hayatımızı kurtarmak için tasarlanmış yedek parçamız...
Yeni hayatım başladığında M.Mungan'nın masalıyla devam edeceğim.O zamana kadar yanınıza havlu almadan yola çıkmayın!!!!!
Ekim 3, 2007
Kısa Bir Mola
... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...
Rehberde kısa bir süreliğine yeni entry görülmeyecektir.Çünkü rehberin yazarı gelecek ayın en kötü ihtimalle ortalarına kadar teknolojiden uzak kalacaktır.
Bir önceki yazıdaki hikayeyi merak edenler ; bu süreyi sabırla beklemekte,ya da M.Mungan'ın kitabından bir tane edinip hem hikayenin sonunu öğrenmekte hem de diğer güzel hikayeleri okumakta özgürdür.
... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...
Eylül 24, 2007
Üç Aynalı Kırk Oda (I)
Murathan Mungan'ı kendi gönlümde kelimelerin efendisi mertebesine yükselttiğim kitabı;
"Üç Aynalı Kırk Oda"...
Üç hikaye,3 karakter var kitapta.Amerikalı Alice,İstanbullu Aliye ve Doğulu Ali.
Hepsinin hikayesi masalsı,masal içinde masal...
İstanbullu Aliye'nin hikayesi "Aynalı Pastahane"'den; hikayenin diğer kahramanı Muştik'den bir masal...
"Mevsimlerin çok çabuk ,çok hızlı geçtiği,meleklerin soğuk deniz şarkıları söylediği kuzeyde,gri ve uzak bir ülke varmış bir zamanlar...
İnsanlar,renkten,ışıktan,sürprizlerden ve mucizelerden yoksun,kuru hayatlar yaşarlarmış.Herkesin hayatı ,olağanüstü sıkıcı,iç karartıcı,bunaltıcıymış.Bu yüzden insanlar ancak kendilerine masallar satın alarak sürdürebiliyorlarmış yaşamlarını.
Kimi masallarsa kiralıkmış,bazı yerler elden düşme masallar satıyormuş.Parası olanlar,pahalı ve yeni masallar alırken,yoksullar,çogu kez rehin karşılığı kullanılmış masallar kiralayabiliyorlarmış ancak.Bazı insanlar taşıyamayacakları masalların altında kalarak heba olup gidiyorlarmış.Çok onarılmış masallar,yırtık sökük yerleri onarıldıktan sonra,yeniden kullanılır hale getirilen masallar,dayanıklı masallarmış.Masallarda kaybolmaktan korkanlar için en uygun masallar bunlarmış.
Şehrin biraz dışında ,kırların başladığı yıkık surların eteklerinde,her mevsim kirli ve karanlık bir su gibi akan kanala yakın bir yerde,üç kanatlı kapısından güçlükle girilen eski köhne bir tabelada "kiralık masallar"yazıyormuş.o yöredeki herkes masallarını burdan alırmış aslında;en iyi ,en güzel ,en dayanıklı masallar burada bulunurmuş.Bu binanın bir de yaşsız bekçisi varmış.Adını kimse bilmezmiş.Bilenlerde zamanla unutmuş zaten.Ondan söz açmak için "masal bekçisi "demk yeterliymiş.
Masal Bekçisi ,kimseleri sokmazmış masal evine.O şehirde herşeyin bir evi varmış."oyun evi" "hatıra evi" "rüya evi" gibi...yoksullar ve kimsesizler ,yalvara yakara masal bekçisi!nin vicdanına seslenerek,elden düşme bir masal parçasına sahip olmaya çalışsalar da massal bekçisi çok katı ve ödün vermez biriymiş.bir ölü kadar kayıtsız bir yüzle kapının önünde durur,buz gibi bakışlarla karşılıksız kalırmış bu istekleri.Acıma duygusundan bu kadar yoksun oluşunu eleştirenlere,başını beklediğim masalların bana sızmalarına izin verseydim,bunca yıl sürdürebilir miydim bu işi,dermiş.
geceleri kanal boyu gezerek,uykusuzluk çeken A'ya acımış bir tek.o güne kadar yüzlerce insan ona yakarmışken,bir tek ona acımış.niye?diye sorma böyle şeylerin açıklaması yokturçhayat herşeyi gerçeklendiremez,masallar niye gerçeklendirsin ki?hayatın bir planı yoktur.varsa da bizim hayatlarımızı aşan bir plan olmalı bu ,akıl erdiremeyiz,boş yere zaman yitirmeyelim.
a'nın uzun ve karanlık gecelerini kanal boyunda geçirmesi,o kirli karanlık sulara iç geçirerek bakması,hiç bir şey soylemeksizin dalgın gözlerle Masal evi'nin çevresinde mahzun mahzun dolaşması,nedense masal bekçisi'nin içinde bir yerlere dokunmuş.bir gece onu masal evine davet ederek ne isitediğini sormuş.
a,diğerleri gibi bildik masallar peşinde değilmiş.çok yalın bir sorunun cevabını bulabileceği tek bir masal istiyormuş.
kimsenin "hayır"diyemeyecedği biri olmak mümkün müdür diye sormuş a.
hayır demiş masal bekçisi.
dünyanın en güzeli olsan bile mi?
evet,dünyanın en güzeli olsan bile.kaldı ki dünyanın en güzeli diye bir şey yoktur.
ama dünyanın en güzeline kim hayır diyebilir?diye ısrar etmiş a.
her zaman biri vardır demiş masal bekçisi.hayatta bu yüzden hayattır.bu hesap edilemeyen"hayırlar" yüzünden.
ben hep kimsenin hayır diyemeyeceği biri olmak istedim demiş a.
o zaman gir de gör demiş masal bekçisi.onu bir masalın içine almış.ama önceden bütün gerekli uyarılarda bulunmuş.
bak dikkatli ol,masalı kendin istedin,ama günün birinde masalın içinde kilitli kalabilirsin.gerçi bu tehlike bütün masallar için vardır,ama bu gibi masallarda daha çoktur.benim de canım cok sıkılıyor burda,basında beklediğim onca masal yordu beni.bende seninle birlikte geleceğim.masalın içinde her seferinde başka kimlikle karşına çıkacağım.yazgı dönümlerinde sana içeceğini yiyeceğini hep ben vereceğim.işte o zamanlarda değişeceksin.masalında teklediğin zamanlarda karşına çıkacagım.bütün yapacagın tam zamanında masalını
terketmektir.yoksa kilitli kalırsın hem de yapayalnız.günün birinde ortadan yok olursam bilki ölmüşümdir.hadi şimdi al şu üzümlü keki ve limonatayı da masala başlayalım.
a,ilkin üzümlü kekten koca bir lokma ısırmış,ardından içinde bir nane dalı yüzen zencefilli limonatasını içmiş ve birdenbire kendini bir masalın içinde bulmuş.
masalını ikliminden tanımış.
ansızın kalabalık bir akşamüstü barında,yeni bir bedende,harika bir kadın olarak bir mucize gibi belirmiş.girdiği her yeri fetheden o meşum rüya güzellerinden biri olarak ansızın çıkıvermiş ortaya.herkesin soluğu kesilmiş onu görünce,herkes dönüpihayranlık ve arzu dolu bakışlarla bakıyor,gözlerini bir türlü alamıyormuş ondan,böylece,kendini ilkin başkalarının gözlerinde görmüş,nasıl biri haline geldiğini çok merak etmiş ve herkesten sonra görmüş kendini.ayna olmadan insanın kendisini tanıyamayacagını dehşetle farketmiş.sonunda kalabalığı yararak ilerlediği barın aynasına vuran yansısını görünce,soluğu kesilmiş,ne zamandır hayalini kurdugu ancak masallarda rastlanan,güzelliği zamanlara yayılan kadınlardan biri olarak,aynada
kendi karşısında öylece duruyor,kurban farkı tanımayan öldüren bakışlarla bakıyormuş.herkes çevresini sarmış,erkekler unutulmaz aşk filmlerindeki gibi,sigarasını yakmak için çakmak yarıştırıyor,herkes ona iltifatlat ediyormuş.hepsi de çok yakışıklı ve çekici erkeklermiş.a içlerinde bir türlü hangisini seçebileceğine karar veremiyormuş.kendi masalım başımı döndürdü heralde ondan böyleyim , diye geçiriyormuş içinden. kısa bir süre sonra,onların ilgilerinden,varlıklarından sıkılır olmaya başlamış.
bir akşam barın uzak köşesinde,ışığı kıt dip masalardan birinde oturan ve diğerlerinin tersine,ona hiç ilgi göstermeyen genç bir adam dikkatini çekmiş.adamın yanına sokulmuş,güzelliğinin verdiği cüret ve küstahlıkla,adamın yüzüne sigarasından kalın bir duman üfleyip,buğulu bakışlarla süzdükten sonra,neden benimle ilgilenmiyorsunuz?diye sormuş.genç adam gülümsemiş ,o kadar güzel gülümsemiş ki.a,hem bu gülümseyişle sevdalanabileceğini hem de reddedildiğini anlamış.yoksa kadınlardan hoşlanmıyor musunuz?demiş a kışkırtmak
için adamı.aynı yumuşak gülümseyişle hayır demiş genç adam.kadınlardan hoşlanıyorum,hem de çok.bakın burda herkes peşimde pervane oluyor,siz niye böyle kayıtsızsınız?yoksa benim ilgimi çekmek için mi böyle yapıyorsunuz?eğer öyle ise,yani,bu bir taktikse,başardınız demektir.bakın yanınızdayım ve ben sizin ayağınıza gelmiş oldum.
hayır bu bir taktik filan değil,yalnızca ilgilimi çekmiyorsunuz demiş genç adam.yoksa beni yeterince genç ve güzel bulmuyormusunuz?diye büyüyen bir hayretle sormuş a.tersine çok güzel ve genç bir kadınsınız.bütün erkeklerin ilgisini çekmeniz normal.peki öyleyse sizin neden ilginizi çekmiyorum?diye ısrar etmiş a.yanıtı çok basit demiş,genç adam.genç ve güzelsiniz.benim içinde sorun bu ya.kusursuzsunuz.ama ben kusurlu güzellikten
hoşlanıyorum.ben yirmibeş yaşındayım,ama kırk yaşın üzerinde hafif tombuk kadınlardan hoşlanıyorum.onlar için deli olurum demiş.a ilkin şaşırmış ,genç adamın gözlerine bakmış,ve ciddi olduğunu görmüş.
masal bekçisi'nin daha masalın başında ne demek istediğini kendisine kavratmakta aceleci davrandığını düşünmüş,ama peşinden koşan erkekleri değil,bu adamı istiyormuş.ancak bir masalla edindiği kusursuz güzelliğin kendisiyle bu adam arasında bir engel olduğunu görmüş.ne pahasına olursa bu adamı istiyormuş.o an herşeyden vazgeçip,sevdiği adamın istediği gibi biri olmaya karar vermiş.bunun üzerinde barmenle göz göze gelmiş,barmeni hemen gözlerinden
tanımış,masal bekçisiymiş .bana hemen özel bir içecek verin diye imada bulunmuş barmene.serin içkiden bir yudum aldıktan sonra kendini yepyeni bir bedende bulmuş.görünüşünde arzu uyandırmaktan çok ,acıma uyandıran hazin bir
görüntüsü varmış.üzerinde soluk renkli,geniş yakalı,mercan düğmeli,eski moda bir giysi varmış. altın suyuna batırılmış iri tokalı kemeri,göbeğini iyice ortaya çıkarıyormuş.kısa bacaklarından ötürü,bar taburesinin madeni ayaklığına yetişmekte zorlandığı ayaklrındaki,tabanı mantarlı,ucu açık çapraz atkılı,pek rüküş kaçmakla kalmıyor tombul parmaklarına gizlenmiş böcek gözleri gibi bakan nar çiçeği rengi ojelenmiş ayak tırnaklarına korkunç bir hava veriyormuş.bara oturmaktan çok,tünemiş gibi bir hali varmış.
ama gene de az sonra,onu fark eden genç adam,oturduğu uzak köşeden kalkarak yanına gelmiş.a'nın keyfi yerine gelmiş.o güzel gülümseyişin yanısıra yumuşacık gözlerle bakan ,çok hoş,çok tatlı bir adammış.onunla güzel vakit geçirip çok mutlu olabileceğini şimdiden hissediyormuş.yalnız, bardan çıkarken diğer adamların ilgisinin eksikliğini duymaktan
kendini alamamış.yetmiyormuş gibi,genç yakışıklı genç bir adamlaikırk yaşını geçmiş hafif tombul bir kadının beraberliğini hazin bulduğunu gizlemeyen gözlerden de payını almış.kendini aşağılanmış hissetmiş."
Devam Edecek.....
Eylül 22, 2007
Ölüm Ne Zamandır Buralarda
Ölüm bundan tam yediyüzmilyar yıl önce ortaya çıktı.Çünkü o zamana kadar dörtmilyar yıldır hayat tek hücreliydi...
Tek hücrelilik ölümsüzlük demektir.Çünkü bir tek hücreli aynı biçimde sonsuza kadar çoğalabilir.
Günlerden bir gün iki hücre karşılaştı,birlikte işlemeye başladılar...
İşbölümü sonrasında hücreler arası uzmanlaşma arttı.Uzmanlaşma artınca da kırılganlık arttı ve ölüm böyle doğdu.
İnsan vücudunda da herşey uzmanlaşmıştır.Her şey ölümlüdür.Türler arasında dengenin sağlanması için ölüm şarttır.Çok hücreli ölümsüz olsaydı,tüm sorunlarını çözecek kadar uzmanlaşmaya devam edecekti ve diğer tüm yaşam biçimlerini tehdit eder hale gelecekti!
Kanserli bir akciğer hücresi,diğer hücrelerin buna gerek olmadığını söylemelerine rağmen buna kulak asmaz.Kanserli hücre sürekli olarak akciğer parçaları üretir.Aklı fikri ölümsüzlüğe kavuşmaktır.Ötekilere kulak asmadan sürekli ürer ve çılgın arayışında etrafında ne varsa öldürür...
Eylül 22, 2007
Bach ve Füg Sanatı
Kanon tek bir konuyu her düzlemde çekiştire duruken füg ise onu geliştirmenin bir tekniğidir.
J.Bach 'ın eseri Müzikal Sunu(Musikalisches Opfer) en güzel füg mimarilerinden biridir.
Bir çok füg gibi do minör ile başlayıp re minör ile sona erer,en dikkatli dinleyici bile bu dönüşümün gerçekleştiği o anı yakalayamaz.
Füg Sanatı eserinde biz ölümlülere,bu sadelikten karmaşaya yönelen tekniği açıklamak istediyse de sağlığı buna el vermedi.(Nerdeyse kördü)Dolayısıyla bu füg tamamlanamadı.
Ama işin ilginç yanı Bach zaten bu eserinde ölümsüzleşti.
Alman solfejine bakarsak B:Si bemol
A:La
C:Do
H:Si notalarını karşılar.
Bach kendi müziği içine çoktan yerleşmişti...
Eylül 21, 2007
Kendiliğinden Sansür
Sansür eskiden özellikle iktidar sahipleri tarafından uygulanan,yıkıcı güçte olabilecek düşüncelere yönelik eylem ve yayımlar için uygulanırdı.
Oysa ki günümüzde böyle bir uygulumaya hiç mi hiç gerek yoktur.
Zaten artık kimse arkası kesilmeyen bir bilgi yığını içinde doğru bilgiyi nerde bulabileceğini bilmiyor.Birbirinin aynı müzikler,binlerce yeni kitap.Birbirinin aynı yavan bir sürü veri,özgün yaratıyı engelliyor.
Siyahın içinde beyaz yok artık.Ya da beyazın içinde siyah.Herşey gri tonlarda ilerliyor.Zaten eleştirmenler dahil kimsenin her şeyi görecek,her şeyi dinleyecek vakti yok.
Televizyon kanalları,radyolar,gazeteler,medyatik araçlar arttıkça ,yaratılıcıkta çeşitlilik azalıyor.
Eski sistem der ki:Sistemi tartışma konusu yapabilecek "özgün"şeyler ortaya çıkmamalıdır.
Yeni sistemin birşey demeye ihtiyacı yok...